444 0 769

İmplantoloji

İmplant Uygulamaları
 
Yüz estetiğinin bir parçası olan ön dişlerin kaybı psikolojik ve sosyal problemlere neden olmasının yanı sıra konuşma bozukluklarına da yol açar. Arka dişlerin kaybı ise beslenme, sindirim sorunları ve dişlerin kaymasına neden olur. Bu nedenle çekilen dişlerin yeri doldurulmalıdır.
 
Köprü protezlerinin uygulanması için diş eksikliği olan boşluğa komşu olan dişlerin kesilmesi gerekir. Günümüzde ise sağlıklı dişlerin kesilmesine gerek kalmadan çene eklemi içerisine titanyumdan yapılan yapay diş kökleri yerleştirilir. Titanyum kökünün üzerine ise dişin fonksiyonunu ve estetiğini taklit eden porselen üst yapılar uygulanır. İmplant uygulamaları ile uzun köprüleri oluşturduğu temizlik zorlukları ve ağız kokuları ortadan kaldırılacaktır.
 
İmplant uygulamalarının avantajları; 
  • Diş boşluklarına komşu dişlerin kesilmeden korunması
  • Diş boşluğundaki çene kemiğinin erimesinin önlenmesi
  • Ağız hijyeni uygulamalarının köprü protezlerine göre daha kolay olması
  • Porselen dişlerin doğal diş dizisindeki gibi tek tek yapılabilme imkanı ve böylelikle hijyenin artması
  • Özellikle alt çene tam protezlerin tutuculuğunun arttırılması
Günümüzde implant uygulaması; özenli olarak yapılan ön tetkikler, hassas uygulama teknikleri, sterilizasyon ve uygulama sonrası bakım ile birlikte kolay bir tedavi yöntemi haline gelmiştir.
 
İmplant kararını belirleyen kriterler ise;
  • Hastanın sağlık durumu
  • Hastanın yaşı
  • Diş boşluğunun genişliği
  • Kemiğin hacimsel yeterliliği 
  • Kemiğin yoğunluğu 
  • Ağız hijyeni 
  • Sigara kullanımı
İki hafta iyileşme için önemli bir dönemdir. Ağız hijyeni bu dönemde hekimin verdiği özel gargaralarla desteklenir. Verilen antibiyotik düzenli alınmalıdır. Ağız dışından bölgeye ilk 24 saat aralıklı buz uygulanmalıdır. Aşırı sıcak ve sert gıdalardan uzak durulmalıdır.

İmplantın Tarihçesi Nedir?
  • İmplantasyon hakkında ilk çalışmalar M.Ö. 6000 yıllarında Orta Amerika ‘ da Mayalar tarafından yapıldığı bilinmektedir. 
  • 1010 yıllarında Arap cerrahı Abdulkasis reimplantasyon üzerinde çalışmıştır.  
  • 1809 ‘ da Maggialo, altın kökleri pivo ayağı olarak tarif etmiş ve implant tariflerine uygun ilk teorileri ortay atmıştır. 
  • 1806 ‘ larda Lister , bu konuda antisepsi üzerine çalışmalar yapmıştır.  
  • 1887 ‘ de Younger, açılan kaviteye diş implante etmiştir.  
  • 1887 ‘ de Haris, üzeri platin kaplı kurşun kök uygulamış, bunu kron kısmını porselenden yapmıştır. 
  • 1888 ‘ de Berry, kurşun kökler teklif etmiş, 1889’ da Lewis, platin kökler üzerinde porselen dişler kullanmıştır.  
  • Edwars (1889) , Rhomenski (1891) ve Gram (1898) ‘ de suni porselen kökleri, lastik ve gütaperkayı tutuculuğu arttırmak için kullanmıştır. 
  • Wright, Hilischer, von Heyden, Behrend ve Frank (1891), Bonwill (1895), C.Boyne (1898 )‘ de altın iridyum çivileri ve kapsülleri tek dişe destek olması için veya totallerde tutuculuğu arttırmak için kullanmıştır. 
  • 1900 ‘ de William Lane, açık kemikte yumuşak dokudan çok daha fazla aseptik çalışmayla başarıya ulaşılabileceğini belirterek implantolojiye yeni bir yön vermiştir. 
  • 1901‘de Greenfield, iridioplatinumdan kafesli bir kemik içi implantı denemiştir, 1913’te bu çalışmasını daha da modifiye eden bu yazarın uygulaması çok önemlidir. 
  • School 1905 ‘ de porselen kökleri implante etmiştir. 
  • 1906 ‘ da Hentle, biri porselen diğeri kauçuktan iki kök implantı uygulamış; porselen 3 
  • ay,kauçuk ise 2 yıl stabilitesini muhafaza etmiştir. 
  • 1909 ;’ da Ablin Lambotte, Al, Ag , Cu , Mg ve yumuşak çelikten mamul üzerine, altın,nikel kaplı apareyler yapmış ve doku reaksiyonunu izlemişlerdir. 
  • Leger Darez, 4 ayrı parçadan meydana gelen vidanın döndürülmesi ile uzayabilen bir implantı 1920 ‘ de uygulamıştır. 
  • 1920 ‘de Bricke suni sokete fildişi kökü uygulayarak üzerine Richmond-pivo yerleştirmiştir. 
  • 1932 ‘ de Brill, çene kemiğine tüneller açarak ve gümüş çiviler yerleştirerek buranın epitelle kapanmasını bekleyerek daha sonra bu çivileri altınlar ile değiştirmeyi teklif etmiş ve böylece retansiyon sağlanabileceğini ileri sürmüştür. 
  • 1936 ‘ da Venable, Stuch ve Beach yaptıkları araştırmada, doku sıvıları ile temasa gelen metallerin belirli miktarda akım meydana getirmekte olduğunu tespit etmiş, dolayısıyla açığa çıkan ölü partiküllerin canlı hücre üzerindeki etkilerini incelemişlerdir. Bu çalışmalar sonucunda vitalliumun özellikleri hakkında bilgilendirilmiştir.1937 ‘ de Müler, platin döküm kökleri porselen kaplayarak uygulamış, Yvurhman, U biçimli köprü çapaları kullanmış, Schneider ise altın destekli fildişini implant materyali olarak kullanmıştır. 
  • 1939 ‘ da Alvin E Strock ve Mases Strock kardeşler, çeşitli vitalium vidaları ve plakları çene kemiklerine uygulamış ve açık redüksiyon operasyonları gerçekleştirmişlerdir. 
  • Cameron, Henderson ve Speed 1940 ‘d vitaliumun, non-iritan olduğu ve doku tarafından yabancı madde olarak kabul edilmediğini ortaya atmışlar ve eklem rekonstrüksiyonunda kullanmışlardır. 
  • 1949 ‘ a Rossi, akril kökler üzerinde çalışmıştır. 
  • 1950 ‘ de Jaskarzec, vidaları köprü ayağı olarak kullanmıştır. 
  • 1950 ‘ de Lew, subperiostal implant tasarımlarında pek çok modifikasyonlar yaparak bu yöntemi geliştirmiştir. Bugün bile kullanılan bazı implant tasarımlarını çizmiştir. Linea obliqua externa sınırını, linea mylohyoidea sınırını, mentolabial implant sınırını belirtmiştir. Yazar bu çalışmalarını direkt kemik ölçüsü alınarak elde edilen modeller üzerinde gerçekleştirmiştir. Bu arada 1955 yılına dek süren çalışmalarında,üst çene subperiostal implantlarda da en ideal tasarımı elde etmiştir. 
  • Jermyn , Cranin , Mentag ve Linkow da aynı yıllarda başlamak üzere Geshkoff, Goldberg ve Lew ‘ in teknik ve uygulamalarını daha da geliştirmişlerdir. 
  • 1950’ de, Fransız Dandayve Amrikalı Stanler , J. Behrman, kemik içine yerleştirdikleri mıknatıslı krom-kobalt alaşımı implantların uzun yıllar alt çenede başarılı bir biçimde kullanılabildiğini rapor etmişlerdir. 
  • 1951 ‘ de Skinner, bukkolingual kemik içi tüpleri tavsiye ederek, protezin buraya çiviler aracılığıyla fiske edilebileceğini ileri sürmüştür. 
  • Yine 1951 ‘ de W.Ogus, Fransız Parant, La Rosa. Werne, Güney Amerikalı ve Fransız Sabrasi Mazotto,Audero gibi araştırmacılar subperiostal implantlarda başarı için direkt kemik ölçüsünün her zaman tercih edilen bir yöntem olduğunu savunmuş ve uygulamışlardır. 
  • 1951 ‘ de Dahi ve Lenhart İzikovvitz İsveç’ te yeni bir çalışma ortaya koymuşlardır.supraplant adını verdikleri u tekniğe göre tek taraflı sonsuz ağızlarda, desteklerden birisi (öndeki) Prepare edilen diş iken, diğeri e mukoza altına yerleştirilen protezin uzantısı olmuştur. 
  • Başarıyla kullanılmasına karşın hijyenik koşulların hekim tarafından sık sık kontrol edilmesi gerekli olmuştur. 
  • 1952 ‘ de John E. Bremnon da halka tipi mukoza bağlantılı barlı implantları uygulamıştır. 
  • 1953’ de Bodine,implantolojide cerrahi girişim kadar Protetik üst yapının da önem taşıdığını belirterek bu konuya eğilmiştir. 
  • Yine 1953’ de Knovvlton, çiğneme basıncının implant aracılığıyla dokulara iletilmesini ve etkilerini incelemiştir. 
  • 1954 ‘ de Herschfus, implant çevresindeki dokuların histopatolojik incelemesini gerçekleştirmiştir. 
  • 1954 ‘ de L. Marzioni, Sonza ve Bruno endodontik implant fikrini ortaya atmıştır. 
  • 1955 ‘ de Zeppani, yine bir İtalyan olan Formiggi ‘ nin izini takip ederek kemik içi spiral implantlar ile ilgilenmiştir. Araştırmacı implantı, histopatolojik ve magnogafik olarak da incelemiştir. 
  • Lehmen 1955 ‘ de vidalandıkça açılarak daha fazla retansiyon sağlayan halkalı bir implantı başarıyla uygulamıştır. 
  • 1959’da Parisli teknisyen Pretto, trombon implant fikrini ortaya atmıştır. 196’ de Chercheve, Formigi’ nin tarif ettiği implantı daha da geliştirerek spiral-shaft implant tasarımını ortaya koymuştur. 
  • 1962’ de W. Christensen, transfikse vidaları kendi geliştirdiği alet yardımıyla uygulamıştır. 
  • Bu alet, vidalar için uygun kanal açmaya yarıyordu. Genel anestezi altında yapılan bu uygulamalarda oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiştir.,aynı yıllarda dar bölgeler için M. Chercheve,narrow-ridge adını verdiği tantalyumdan yapılmış implantları kullanmıştır. 
  • 1963’ de Muratori , Formiggi’ nin implantlarını daha başarılı sonuçlar elde ederek uygulamış, 1967’ de bunları daha da geliştirmiştir. 
  • 1963’ de L.I. Linkovv adlı Amerikalı araştırmacı, vent-plant adlı kendi kendine vidalanarak çene kemiğine fiske olabilen pencereli implantları kullanmıştır. 
  • 1965’de Jacques Sciolam, tripod tarzında implantları uygulamıştır.bu teknikte kemik içine 30-45 derecelik açılar ile çakıldıktan sonra otopolimerizan akril ile birbirine tutturulan üç ya da dört çivi kullanılmaktaydı. Tantalyumdan yapılan bu çiviler, anguldruvaya takılan özel adaptörlerle kemik içine uygulanmaktaydı ve özellikle üst çenede kullanılmak üzere tavsiye edilmekteydi. 
  • 1966’da Spaniard Peron-Andres, spiral–shaft tipi implantları geliştirmiş ve uygulamıştır. 
  • Trattner, Lew ve Linkow da aynı yıllarda Formiggini implantların modifikasyonlarını çift ünite halinde modifiye ederek uygulamışlardır. 
  • 1966’da M. Chercheve, Rahphael Chercheve, Iylarcel Polfersollier protezler için daha radikal bir sistem olan transfikse vidalar üzerinde çalışmış ve uygulama yapmışlardır. 
  • 1966’da Bordan ve R. Azovlay, farklı eksenlerde ve iki paralel uzantısı olan bir çift implantı bir bar yarımıyla fiske ederek ön alt çeneye yerleştirmişlerdir. Linkow, bir olguda buna bir vent-plant ilave etmiştir. 
  • 1968’de Sami Sandhaus, sentetik safi ile kaplanan implantların daha başarılı olacağını savunmuş ise de Linkow, içlerinden bir tanesi sentetik safir ile kaplanmış olan bir dizi implant uyguladığı olgulardan en fazla rezorpsiyonun bu materyal ile kapladığı implant çevresinde gözlendiğini bildirerek bu teklifi çürütmüştür. L.I. Linkow’un 1968’de teklif ettiği blade-vent adı verilen kemik içi implant türü başarılı sonuçlar sağlamıştır ve günümüzde halen kullanılmaktadır. 
  • 1975’de Mühlemann, bir implantın makroskobik şeklinin ve biokompabilitesinin yanında mikromorfolojik yapısının da çok önemli olduğunu ileri sürmüştür. 
  • Schroeder,uzun yıllar implant ile kemik arasındaki sınırda histolojik incelemeler yapmış ve bu stabil kemik-implant birleşmesini ankiloz olarak adlandırmıştır. 
  • Branemark, çalışmalarına ilk olarak 1965 yılında başlamış, sabit seramik implant birleşimini tanımlamış, histolojik olarak da ispat etmiş ve osseointegrasyon kavramını oraya atmıştır. 
  • 1984’de Steinemann ve Straumnn, 1979’da ve 1986’da Ledermann var olan farklı iki sertlikteki titanyum yüzeylerinden başka, titanyum plazma sprey tabakasının da osseointegrasyon için şart olduğunu belirtmişlerdir. 
  • 1987’de Wahli Tuschewitzki, Donath, Moser ve Nentwig gibi araştırmacılar tarafından yapılan yayınlarda bu plazma-sprey katmanının olumsuz yönleri ortaya konmuştur. 
  • Tacobs Kramer ve Pielsticker adlı yazarlar implantolojik ve Protetik gereksinim gösteren dişsiz ve atrofik alt çene alveoler kret endikasyonunda, Koch (1976) ve Kirsch (1982) tarafından geliştirilen İntramobil silindir implantları 1985’den itibaren kullanmışlardır. 
  • 1974 yılından beri yapılan klinik çalışmalar sonucunda tek veya çift taraflı serbest sonlanan alt çene dişsizlik olgularında alternatif olarak ITI implant tipi geliştirilmiştir. 
  • Günümüzde yine bir grup araştırmacı dişhekimi ve diş teknisyeni, oral implantoloji ile ilgili bazı problemleri tartışmak için bir araya geldiler ve düşüncelerinin birleşmesiyle istenilene uygun teknik özellikleri taşıyan altı yıllık bir klinik deneyimden geçmiş olan implant tipi geliştirdiler; HA-TI (Hand-titanschraııben Implant) ilk kez 1985’de implante edildi. 
  • 10 yıldan fazla süredir yapılan çalışmaların olumlu sonuçları TPS vida implantların dişsiz alt çenelerde çok sağlıklı bir biçime kullanılabildiğini göstermiştir. 
İmplantlar Hangi Durumlarda Uygulanır ?
  • Hareketli protezin tutuculuğunun yetersiz olduğu olgular 
  • Hareketli protezde stabilitenin sağlanamayacağı olgular 
  • Hareketli protez kullanımından fonksiyonel olarak rahatsız olacak hastalar 
  • Psikolojik olarak hareketli protez kullanımını reddeden hastalar 
  • Hareketli protezin stabilitesini bozan parafonksiyonel alışkanlıklar 
  • Ağızdaki mevcut dayanakların sayısının dağılımının yetersiz olduğu durumlar 
  • Sabit protezlerde kullanılacak dayanağın olmadığı durumlar 
  • Ortodonti ye yardım amaçlı olarak 
  • Komşu dişlerin sağlıklı olduğu tek diş eksikliği 
  • Konservatif tedavi isteği (hastanın sağlıklı dişlerine müdahale edilmemesi isteği) 
Sonuç: Eğer dişlerinizin doğala yakın bir estetiği ve dogala yakın bir çiğneme koparma hareketi isteniyorsa tedavide, implant her zaman birinci seçenek olmalıdır.
İmplantlar Hangi Durumlarda Uygulanamayabilir?
  • Yeni çekim bölgesi 
  • Dişler ve alveolar kemik hastalıkları 
  • Baş ve boyun bölgesine radyoterapi uygulamaları 
  • Oklüzyon ve artikülasyon disfonksiyonları 
  • Anatomik   oluşumların malformasyonları (Sinüs sarkması)
  • Periodontal hastalıklar 
  • Rezidiv oluşturan ağız mukozası hastalıkları 
  • Osteomiyelit 
  • Kemik hacminin yetersiz olduğu durumlar 
  • TME disfonksiyonu 
  • Bruksizm 
  • Yetersiz ağız hijyeni 
 Sistemik etkenlere bağlı, implant uygulamasının yapılamadığı durumlar
  • Kemik hastalıkları (osteoporoz, osteopetrozis gibi) 
  • Endokrin sistem hastalıkları 
  • Hemapoetik sistem hastalıkları 
  • Romatizmal hastalıklar 
  • Kardiovaskuler sistem hastalıkları 
  • Kronik böbrek hastalıkları 
  • Sinir sistemi hastalıkları 
  • İmmün sistem hastalıkları 
  • Solunum sistemi hastalıkları 
  • Alerjik hastalıklar 
  • Diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalar 
  • Psikiyatrik hastalıklar 
  • Hastanın yaşı 
  • Zekâ geriliği 
  • Alkol ve ilaç bağımlılığı olarak sınıflandırılabilir. 
Tek Diş Eksikliğinde İmplant mı Köprü mü Yaptırmalıyım?
Ağızın arka bölgesindeki  tek diş eksikliğini gidermek için en çok tercih edilen 3 üyeli sabit protezlerdir.
Böyle bir restorasyonun yapımı 1-2 haftalık bir süre alır ve normal konturlar, rahatlık, fonksiyon, estetik, konuşma, sağlık gibi protetik kriterleri sağlar. Bu nedenlerle son 60 senede sabit bölümlü protez seçeneği tercih edilmiştir. Kayıp diş bölgesinde kemik ve yumuşak doku çok az önem taşır.  
 
Fakat,  15 yıl içerisinde sabit bölümlü protezlerin ağızda kalma oranını %74 olarak hesaplamıştır.   
 
Sabit bitimli protezlerin tahmin edilen ömür yılı 10 yıl olarak rapor edilmiştir.   
 
Sabit bölümlü protezlerin en sık karşılaşılan kayıp nedeni çürüklerdir. 
 
Kaybedilen dişe komşu dişlerin %80"inde restorasyon yoktur veya minimaldir. ortalama ömürünü sırasıyla 9.6 ve 10.3 yılolarak bildirmişlerdir.   
 
Sabit bölümlü protez kaybının olumsuz sonuçları, sadece kaybedilen protezin yenilenmesini değil, aynı zamanda kaybedilen destek dişlerden dolayı yeni köprü yapılırken ilave destek dişlere ihtiyaç duyulmasını da gerektirebilir.   
 
Buna ek olarak birbirine bir gövde ile bağlı destek dişler çürüğe daha yatkındır. Kuron sınırındaki çürük lezyonu, kanal tedavisi mümkün olsa bile dişin yapısında kırılmalara sebep olabilir. 
Tek Diş İmplantları
İmplantlar, posterior bölgedeki tek diş eksikliği olan vakalar için uygun bir tedavi alternatifidir.  
 
Ancak günümüzde diş hekimleri.,eksik bir dişin implant kullanılarak yerine konmasını, iki komşu dişin preparasyonu ile yapılacak bir köprü protezinden daha doğal bir yöntem olarak görmektedir.  
 
Sabit köprü protezlerinin tercih edilmesinin başlıca sebebi yapımlarının kolaylığı ve kısalan tedavi zamanıdır.  
 
Ancak bu düşünce şekli genişletilecek olursa, diş çekimleri endodontik tedavinin yerine, protezlerde ortodonti yerine yapılmalıdır.  
 
Uygulanacak bir tedavinin seçimindeki birincil sebep sadece tedavi süresi kısalığı ve yapım prosedürü kolaylığı değil, hasta için uzun dönemde en iyi sonucu verecek tedavinin uygulanmasıdır.  
 
Tek diş yapımı için implant kullanımı uzun dönemde diğer yöntemlere göre daha yüksek oranda başarı göstermektedir.
 
3-5 yıllık bir süreçte toptan  başarı oranı %97,2 olarak bildirilmiştir. Plak ve gingival indeksler yumuşak doku sağlığını göstermektedir.  
 
1990 yılından sonra yapılan pek çok çalışmada 1-10 yıl içerisinde %94,6 ile %100 oranında başarı bildirilmiştir. Bu raporların ortalama değerleri 5 yıl içerisinde %2,8 implant kaybıdır.  
 
Kıyaslandığında sabit bölümlü protezlerde başarısızlık oranı yıl içerisinde %20"den daha fazla ve 10 yıllık süreçte ise %50"dir.  
 
Sonuç olarak tek diş eksikliğini gidermede,tek diş implantları en yüksek sağ kalım oranlarını göstermektedir.
 
Önemli bir avantaj olarak, literatürde tek diş implantlarına komşu hiçbir diş kaybı bildirilmerniştir.
 
Sonuç olarak tek diş implantlarında uzun vadede bakıldığında geneleksel yöntemlere göre daha uzun ömürlü bir protez oduğu hastaya uzun vadede ekonomik olarak katkıda bulundugu ve dişlerde daha doğal fonksiyon ve estetik sağladığı kabul edilmektedir.
Dental İmplantlar Neden Uygulanmalı?
  • Kemik içi implantlar, sağlıklarını sürdürdükçe kemik yüksekliği ve genişliğinin devamlılığını sağlarlar.Dişlerde olduğu gibi milimetrenin onda biri oranında perimplanter kemik kaybı olur, fakat bu hareketli protezde rezorpsiyonla meydana gelen kemik kaybına göre yirmi kat daha azdır. 
  • Mylohyoid ve buccinator kasları konuşma ve çiğneme sırasında kasıldığında bir alt tam protez çoğunlukla hareket eder. Dişler sıklıkla, doğal dişlerin bulunduğu yerlerden ziyade protezin stabilitesini sağlayacak şekilde kaide plağına yerleştirilir. 
  • İmplant destekli protezler ile doğal dişlere benzer şekilde dikey boyut restore edilebilir. Geleneksel protezlerde sık karşılaşılan stabilite kaybı ile de sonuçlanmaz. Uzun dönemde geleneksel protezlerle çöken yüz profili implant protezlerle iyileştirilebilir. 
  • Tamamı doku destekli protezlerde oklüzyonu tespit etmek ve stabilizasyonu sağlamak güçtür. Mandibular tam protez fonksiyon sırasında 10 mm veya daha fazla hareket edebildiği için, düzgün oklüzal temaslar genelde dizaynla değil, şans eseri meydana gelir. Fakat implant destekli bir restorasyon stabildir. Hastalar, stabilite eksikliği olan bir protezdeki gibi değişik kapanış pozisyonlarına değil, sentrik oklüzyonda tekrarlanabilen ve tutarlı bir kapanışla gösterirler.
  • İmplant destekli protezlerin başarı oranı, her hastanın değişik kişisel faktörlerine bağlı olarak farklılık gösterir. Ancak geleneksel yöntemlerle kıyaslandığında implant üstü protezler, daha uzun ömür, fonksiyon artışı, kemiğin korunması, ve daha iyi bir psikoloji sağlar.
  • Doğal dişler üzerindeki sabit protezlerle yapılan 10 yıllık bir çalışma sonuçlarına göre çürük oluşumu köprülerin yenilenmesini gerektiren nedenlerin başında gelmektedir. 
  • Köprü protezlerinin uzun dönem başarı oranı %75 seviyelerindedir. Bölümlü dişsiz hastalarda, yalnızca implant ile dişin restore edilmesi, komşu doğal dişlerin destek olarak kullanılmasını en gelleyip, daha sonra oluşabilecek çürük, porselen kırığı ve zayıf estetik gibi sık görülen protez kaybı sebeplerini ortadan kaldırır. 
  • İmplant destekli protezlerin en büyük avantajı, destek dişlerin çürümemesidir. 
  • İmplant ve implant üstü protezler 1O yıllık süre sonunda %90"dan fazla başarı gösterebilmektedir. 
  • İmplant üstü protezlerin çiğneme etkinliği, doku destekli protezle kıyaslandığında büyük oranda artar.Klasik tam protezlerle çiğneme performansında %30"luk bir azalma görülmüştür, diğer araştırma sonuçlarına göre ise doğal dişli ağızlara göre protez kullananların fonksiyonel okluzal kuvvetlerinde %60 azalma bulunmaktadır. Bir diş üstü protezin çiğneme etkinliği doğal dişli ağızdan sadece % 10 oranında daha az bulunmuştur. Bu bulgular implant destekli diş üstü protezlerle benzerlik göstermektedir.Buna ek olarak rijit implant destekli sabit köprüler, doğal dişler gibi fonksiyon görmektedir. Yeme zevkinde artma ve sosyal hayatta düzelmelerin yanı sıra; vücutta yağın,kollesterolün ve karbonhidratlı gıda alımının azalması gibi olumlu etkiler de bulunmaktadır. 
  • İmplant destekli protezlerin stabilite ve retansiyonu, doku destekli protezlerden çok daha iyidir. İmplantlarla sağlanan tutuculuğunun mekanik ortalaması, protezlerle veya adezivlerle yumuşak dokudan sağlanan destekten ve retansiyondan ileri derecede yüksektir ve bunlara bağlı problemler çok daha az görülür. Protezin implant desteği, implantlann sayısı ve pozisyonu ile değişiklik gösterır, ancak minimum tedavi alternatifleri bile retansiyon ve stabilitede belirgin bir artış sağlamaktadır Klasik tam protezlerin stabil olmaması fonetiği bozabilir. 
  • Tam dişsiz hastalardaki yetersiz çiğneme performansı, yüksek lifli gıdaların tüketiminin azalmasına ve bu nedenle gastrointestinal problemlere neden olabilmektedir. Buna ek olarak,çiğnenmemiş lokmalar normal sindirim ve beslenme fonksiyonunu bozabilir. Literatürde, dental fonksiyonun sebep olduğu zayıf yutkunma ve çiğneme performansından dolayı, hastalıklara, güçsüzleşmeye ve beklenen yaşam süresinin kısalmasına yol açabilecek sistemik değişimlerin gelişebildiğine yönelik çeşitli raporlar bulunmaktadır.
  • Literatürdeki pek çok raporda ağız sağlığı ile hastaların sağlığı ve yaşam süresi arasında ilişki kurulmuştur. Kalp krizi ve felce sebep olan risk faktörlerinden sonra, dişlerden kaynaklanan hastalıkların belirgin şekilde kalp damar sistemi hastalıkları ilişkisi görülmüştür. Kardiyovasküler hastalıklar günümüzde halen en fazla ölüme sebep oImaktadır
  • Mantıklı bir yaklaşımla bu hastaların ağız içi sistemlerini normal fonksiyon sağlayacak şekilde onarmak, yaşam kalitesini ve süresini elbette arttıracaktır. 
Diş kaybının Psikolojik Yönleri
Tam dişsizliğin psikolojik etkileri genelde karmaşıktır.
Tam protezler birçok hastanın estetik ihtiyaçlarını karşılasa da, bazı hastalar sosyal hayatlarının belirgin bir şekilde etkilendiğini hissederler. Özellikle yeni bir arkadaş ın tam protezin varlığından haberi yoksa, romantik ortamlardan ve öpüşmekten sakınırlar. 
 
Geçmişteki diş hekimliği sağlık araştırmaları tam dişsiz hastaların %80"inin alt ve üst protezlerinin ikisini de sürekli taktığını göstermektedir. Bazı hastalar tek protezlerini, sıklıkla da üst protezlerini takmakta, diğerleri ise kısa periodlarda protezlerini takmaktadır.
Buna ek olarak hastaların yaklaşık %7"si protezlerini hiç takmazlar ve diş özürlü veya "oral hasta" olarak kalırlar. Bunlar ev ortamından nadiren de olsa ayrılır ve dışarı çıkmak zorunda kalırlarsa dişleri takılı olmadığında insanlarla görüşmek ve konuşmak tedirginlik yaratır. 
 
Misch ve Misch’in 104 tam dişsiz hasta ile" yaptığı bir araştırmada hastaların %88"i konuşmayla ilgili sorun yaşamakta olduklannı, dörtte biri ise büyük sorunlara sahip olduklarını belirtmişlerdir. Sonuç olarak, problemler sosyal aktivitelerle ilişkili olarak artmaktadır. Bu hastaların %62.5"i alt protezlerinin hareketini fark ettiklerini bi Idirmişlerdir, bununla birlikte üst protezlerin aynı oranda oynamadığı belirtilmiştir. Alt protezlerden duyulan rahatsızlık hissi de protezlerin hareketinden şikayet oranına yakın olarak %63.5 bulunmuştur. İlginç bir sonuç da hastaların %16.5"inin protezlerini hiç takmadıklarını söylemesidir. Üst protezlerden duyulan rahatsızlık oranı genelde alt protezlerin yarısı kadardır (%32.6), ve hastaların sadece %O.9"u protezlerini nadiren takamadığını söylemektedir. Fonksiyon, en sık karşılaşılan problemler içinde dördüncü sıradadır.
  • Psikolojik etki minimalden nörotisizme kadar değişebilir 
  • Diş kaybı romantik durumları (özellikle yeni ilişkileri) etkiler 
  • "Oral takıntılı hastalar" protez kullanamazlar 
  • Hastarın %88 i konuşma problemlerinden yakınırlar, %25"inde belirgin oral sorunlar vardır.
  • Hastalar utanmayı azaltmak için, yılda 200 milyon dolardan fazla bir arayı protez  yapıştırıcı harcamaktadırIar. 
Toplum içerisinde yemek yiyememenin psikolojik etkisi bu bulgularla ilişkilendirilebilir. Bazı araştınmalar hastaların protetik tedaviyi kabul etmelerine sebep olan öncelikli faktörleri yemek yiyebilme, protez uyumu ve protez rahatlığı olarak göstermektedir. 
 
Tam dişsiz hastaların psikolojik ihtiyaçları pek çok şekilde gözlenebilir. Hastalar protezin retansiyonunun artması uğruna hoş olmayan tadı, tekrarlayan adesiv uygulamalarını, protezin değişken uyumunu, utandırıcı olayları ve devamlı masrafı kabul etmektedirler. Sonuçta protez kullanan hastaların retansiyon ihtiyacı ve utanmanın psikolojik riski, diş hekimliğinin ilgilenmesi gereken sorunlardır. 
 
Buna karşılık, implant destekli protezle tedavi edilen hastaların %80 daha önce kullandıkları geleneksel hareketli protezlerle karşılaştırıldığında psikolojik sağlıklarının iyileştiğini veimplant destekli protezlerini vücutlarının bir parçası olarak hissettiklerini bildirmişlerdir. 
Hareketli Bölümlü Protezlerin Sonuçlari
Doku destekli hareketli bölümlü protezler diş hekimliğinde hastalar tarafından en az kabul edilen restorasyonlardır.
 
 Hareketli bölümlü protez kullanan kişilerin yansı protez ağızda yokken daha iyi çiğnemektedir. 
 
İskandinavya"da yapılmış 4 yıllık bir çalışmaya göre bu tip protez kullananların sadece %80"i, protezlerini bir yıl sonra da kullanmaya devam etmektedirler. Serbest sonlanan protez kullanan hastalarda ise bu oran, 4 yıl sonra %60"a kadar düşmektedir. 
 
Protezlere olan toleransın ve kullanımına göre ağızda kalma sürelerinin değerlendirildiği 5 yıllık bir çalışma sonucunda, distal uzantılı protezlerin %60"lnın, diş destekli protezlerin ise %80"inin bu süre sonunda ağızda bulunduğu belirtilmiştir 10 yıl sonra bu oranlar sırasıyla %35 ve %60"a düşmektedir. Başka bir çalışmada, az sayıda bölürnlü protez 6 yıldan daha uzun süre başarıIıdır. 
 
Hareketli bölümlü protezlerle ilgili raporlar, geri kalan dişlerin ve çevreleyen ağız dokularının sıklıkla daha kötüye gittiğini belirtmiştir .
 
Destek dişlerin onarılma ihtiyacını başarısızlık olarak değerlendiren başka bir çalışmada hareketli bölümlü protezlerin 5 yıl için,
  • Ağızda kalma oranı 4 yılda %60 
  • Ağızda kalma oranı 10 yılda %35 
  • Destek dişierin tamir oranı 5 yılda %60, 10 yılda %80 
  • Destek dişte mobilite, plak, sondalamada kanama ve çürüğün artması 
  • Destek dişterin %44"ünde 10 yıl içinde kayıp 
  • Hareketli bölümlü protez kullananlarda hızlanmış kemik kaybı sonunda ağızda kalma yüzdesi %40 iken, O yılda bu oran %20 ye düşmektedir.
Parsiyel protez kullanan hastalarda sıklıkla destek dişlerde daha fazla mobilite, artan plak retansiyonu, sondalamada artan dişeti kanamalan. çürük insidansının artması ve dişsiz bölgelerde kemik kaybının hızlanması gözlenmekredir.
 
Buna ek olarak hareketli protezlerin yumuşak doku desteği bulunan kısımlarında kemik kaybı hızlanmaktadır. Bu nedenle ağzın durumunu iyileştiren ve kemiğin devamlılığını sağlayan alternatif tedavilerin bulunması gerekmektedir. 
Dişsizliğin Anatomik Sonuçları
Kemik Yapılardaki Sonuçları
 
Dişler fonksiyon sırasında oluşan baskı ve gerilim kuvvetlerini kendilerini çevreleyen kemiğe iletirler. 
 
Kemiğin genişliği diş kaybedildikten bir yıl sonra %25 azalır ve yükseklik kaybı ise immediat protez için yapılan çekim sonucunda birinci yılın sonunda 4 mm "yi bulur.
 
 Tam dişsiz hastalarda 25 yıllık longitudinal bir çalışmada, lateral sefalogramlar zaman içerisinde devam eden sürekli kemik kaybını göstermiştir; alt çenedeki kemik kaybı dört kat fazla Her ne kadar oran düşmüş olsa da, diş çekiminden kaynaklanan kemik kaybı yaşam boyunca devam eder. 
 
Mandibula, maksillaya göre başlangıçta iki kat fazla kemik yüksekliğine sahipken uzun zaman içerisinde tam dişsiz hastalarda da maksiller kemik kaybı da belirginleşir ve alt üst çene kemik oranı farkı azalır. 
 
Toplam kemik hacminde kayıplar meydana gelir. Bu konu son derece önemli olmakla birlikte, geçmişte yapılan gözlemlere rağmen geleneksel diş hekimliğinde nedeni tam olarak saptanamamıştır.
 
Genelde diş çekimi sonrası oluşan sinsi kemik kaybının farkına varılması güçtür ve çoğunlukla diş hekimlerinin gözünden kaçar. Hastalar sıklıkla anatomik değişiklikler ve devam eden kemik kaybının potansiyel sonuçları ile ilgili yeterince bilgi sahibi değillerdir. 
 
Hasta eğer doku uyumu bozuk bir protez kullanıyorsa kemik kaybı hızı daha da artar. 
 
Hastalar henüz zamanla kemik kaybedeceklerinin hatta uyumu kötü protezlerle kemik kaybının hızlanacağının farkında değildirler. Hastalar destek kemik dokusundaki değişimler için düzenli kontrole genelde gelmezler, fakat protezlerin dişleri iyice aşınıp kullanılamaz hale gelince diş hekimlerini ziyaret ederler. 
 
Bu nedenden dolayı geleneksel tam protezlerin kontrollerinin önemi hasta tarafından yeterince hesaba katılmadığından ve hekim tarafından takibi yeterince yapılmadığından genellikle kemik kaybı artar. 
 
Koruyucu diş hekimliği gelenekselolarak diş kaybını azaltan yöntemlere önem verir. Geçmişte diş kaybı sonucunda kemikte oluşan değişimleri önleyen ve diş hekimlerinin genelde onayladığı bir tedavi yöntemi bulunamamıştır. 
 
Bugün meslektekilerin sadece diş kaybına değil, kemik kaybına da aynı derecede önem vermeleri gerekmektedir. Diş kaybı sonucunda dişi çevreleyen kemikte yeniden şekillenme (remodeling) ve rezorbsiyon oluş- ması sonucunda, atrofik kretler görülür. 
 
Her ne kadar hasta potansiyel sonuçlardan habersiz veya bu konuda uyarılmamış olsa da, rezorpsiyon kaçınılmaz olarak meydana gelir. 
 
Kemik kaybının oranı ve miktarı; cinsiyet, hormonlar, metabolizma, parafonksiyonlar ve protezin uyumuna bağlı olarak değişir. Günümüzde protez hastalarının yaklaşık %40, 1O sene veya daha fazla süreyle kötü uyumlu bir protez kullanmaktadır.
 
Gece ve gündüz protez kullananlarda yumuşak ve sert dokulara daha fazla yük gelmektedir ve bu, kemik kaybını hızlandırmaktadır. Günümüzde protez kullananların %80"i, protezlerini hem gece hemde gündüz kullanmaktadırler.
 
Atrofik dişsiz çenelerdeki anatomik problemler çoğunlukla yapılacak protetik tedavilerin başarısızlığının artmasına neden olur. 
 
Kemik kaybı öncelikle kemik genişliğinin azalmasına neden olur. Oluşan keskin kenarlı kret üzerinde hareket eden doku destekli protez ince yumuşak dokuda irritasyona neden olur.
 
Mandibulanın posterior bölümünde resorbsiyondan dolayı %80"den fazla kemik kaybı olabilir. Mandibular kanal ve mental foramen açığa çıkar ve protezin destek alanı haline gelir. Sonuç olarak akut ağrı ve mandibular sinirden inerve olan bölgede geçici hatta bazen kalıcı parestezi meydana gelebilir. Mandibulada düşük darbe kuvvetleri sonucunda bile kırılma riski artar.
 
Yumuşak Doku Sonuçları
 
Kemiğin öncelikle genişliği azalıp daha sonra yüksekliği azaldığından ve sonra tekrar yükseklik ve devamında genişlik kaybettiğinden, yapışık dişeti aşamalı olarak azalır.
 
Genellikle atrofi kmandibulanın üstünde ince bir yapışık dişeti dokusu vardır bazende hiç bulunmayabilir. Dişeti dokusu üzerindeki protezden dolayı abrazyona kolayca maruz kalabilir. Buna ek olarak tercih edilmeyen yüksek kas bağlantıları ve aşırı hareketli dokular da protetik tedaviyi güçleştirir, Atrofik kretin üzerindeki mukozanın kalınlığı, mevcut sistemik hastalıklara ve yaşla beraber oluşan fizyolojik değişikliklere bağlıdır. Hipertansiyon, diabet, anemi ve beslenme bozuklukları gibi durumların hareketli protezin altındaki vasküler desteğe ve protezin altındaki yumuşak doku kalitesi üzerine zararlı etkileri vardır.
 
Sonuç olarak yüzey dokularının kalınlığı aşamalı olarak azalır. Bu durum hareketli protezler altında acıyan yumuşak doku noktalarıyla sonuçlanır.
 
Dişsiz kretlere sahip hastalarda dil genellikle dişlerin kaybolduğu bölgeye doğru lateral yönde genişler. Aynı zamanda dil, hareketli protezin hareketlerini kısıtlarken diğer taraftanda çiğneme sırasında aktif bir rol alır. Bunun sonucunda hareketli protezin stabilitesi azalır. 
 
Tam protez hastalarında görülen bu olumsuz durumların benzeri bölümlü protez kullanan hastalarda da görülebilir. Ayrıca direkt ve indirekt tutucuların yerleştirildiği destek dişlerde ilave lateral kuvvetiere maruz kalırlar. Bu dişler sıklıkla periodontal destek yönünden zarar görmüş olduklarından, bölümlü protezlerin çoğu onlara gelen kuvvetleri azaltacak şekilde dizayn edilir. Kesin sonuç ise hareketli protezlerin mobilitesinde artış ve yumuşak doku desteğinin artmasıdır .
İmplant Öncesi Kullanılan Analiz Yöntemleri
  • Kliniksel ve el palpasyon: Kemiğin durumu, kemiğin tipi, kemiğin  miktarı hekim elle muayne eder.
  •    
  • Periapikal radyografi: Oral implantolojide tedavi planlaması  safhasından çok uygulama sonrası kontrol safhalarında kullanılan bir yöntemdir.
  •    
  • Panaromik radyografi: Geniş çaplı görüntü vermesi, az  radyasyon miktarı, güvenli ve kolay uygulanabilirliği sayesinde oral implantolojide çok tercih edilirler.          
  •    
  • Bilgisayarlı Tomografi: Yumuşak doku görüntülemesinin  mükemmel olması, kontrast hassasiyetinin yüksek olması, doku densitesini  görüntülemenin iyi olması, distorsiyon süperpozisyon olmaması, üç boyutlu  görüntüleme olanağı vermesi avantajları arasında yer alır.